Indiana Jones' Diary http://6kere9.com/blag/ Gürer'in günlüğü tr Mon, 30 Jan 2012 03:35:30 GMT Yeni dünyadan bir takım izlenimler http://6kere9.com/blag/2012/01/02/81

Bir yıla yakın süredir Amerika'da yazılımcı olarak çalışmaktayım. Çalıştığım şirket Princeton'dan akademik olarak ortaya çıkıp, önce bir startup oldu, daha sonra da büyük bir şirket tarafından satın alındı. Bu tür hikayeler yeni dünyada çok sıradan, girişimcilik günlük yaşamın parçası. Peki biz (yalnızca Türkiye değil, bütün Avrupa) bu kültürden ne kadar uzağız?

Silikon vadisinin gizli tarihi adlı bu video, Amerikan üniversitelerinin dünya savaşının peşinden savunma projelerinde yer almaya başlamasını, bu işlerin içindeki Frederick Terman gibi profesörlerin Stanford'a gelerek, öğrencilerin şirketler kurarak araştırmalarını ticarileştirmelerini teşvik etmesi, böylece vadinin HP, Intel, vb gibi ilk nesil teknoloji firmalarının ortaya çıkışını anlatıyor. Ortaya çıkan model çok özgün. Üniversite temel bilim araştırmalarının yapıldığı bir merkez görevini alıyor. Bu araştırmaları yapan öğrenci ve profesörler, işi somut bir ürüne dökmek istedikleri zaman dışarı çıkıp şirket kuruyorlar ve üniversite onlara araştırma sonuçlarının kullanımı için gerekli her türlü lisans ve kolaylığı sağlıyor.

Modelin başarısı, amacı insanlığın bilgi birikimini arttırmak olan araştırma çabaları ile, insanlığın bir ihtiyacını karşılamayı hedefleyen geliştirme çabalarını birbirinden ayırmış olmasında bence. Araştırma, önceden planlanamayan ve kısa vadede kâr getirmeyen, dolayısıyla bir zaman engeli taşımadan özgürce yapılabileceği bol kaynaklara ve ortama ihtiyaç duyan bir faaliyet. Geliştirme ise, gene planlaması çok zor da olsa, ihtiyaç duyacağı kaynakların gerekliliğini ispatlayabildiği ve tasarım sınırları dahilinde yürütüldüğü sürece ortaya daha başarılı ürünler çıkaran bir süreç. Akademisyenlerin özgürce bu iki dünya arasında geçiş yapabilmesi, doğru bilgilerin doğru ürünlere dönüşmesini çok destekleyen bir sistem.

Türkiye'de bu konudaki ilk sorun akademi ve özel sektör arasındaki büyük maaş uçurumu. Pek çok meslek gibi akademisyen maaşı da rahat bir hayat sürmeye yeterli değil, bu yüzden çoğu parlak genç özel sektörde bol mesaili dolayısıyla araştırma ya da boş vakit içermeyen bir işe girip akademiden tamamen kopuyor. Geçim sorunu yaşamayıp akademide kalabilenler ise devlet memurluğuna tabiyetten öyle kolay kolay şirket kurmak ya da ticari işlere girmek imkanına sahip değiller. Bu ekonomik nedenler üniversitelerdeki hocaların ve dolayısıyla eğitimin kalitesini de düşürüyor. Üniversite devletin verdiği paraya ya da zengin öğrencilerin harçlarına bağlı yaşayan bir meslek okulu pozisyonuna girince, buradan kendi başına ayakta durmayı öğrenmeden çıkan öğrenci de, kendine güvenden yoksun kalıyor. Tek marifeti zamanında dedesinin doğru bir araziyi satın almış olması ya da devlet tarafından zorla zengin edilmiş olmak olan uyduruk bir iş adamının yanında çalışmayı bile büyük bir hedef olarak görüyor. O adamla rekabet edebilecek bir iş kurmayı düşünmüyor bile.

Silikon vadisindeki model kurulduktan sonra, para kaynağı konusunda büyük değişimler geçirmiş. Savunma sanayi yerine normal tüketiciye yönelik ürünler geliştirmeye başlamış ve ilk başta kendi imkanlarıyla para bulan şirketler için bir sürü özel yatırımcı ve yatırım fonu ortaya çıkarak bugün Venture Capital denen girişim sermayesi piyasasını oluşturmuş.

Bu sektörü oluşturan neden tabii ki girişimlerin büyük kazanç getirme şanslarının yüksek oluşu. Ancak sektörün bu kadar büyümesinin nedeni sırf bu değil. Basit bir hesap yaptım, yaklaşık 10.000$ gibi bir miktardan daha büyük paralar için, bu parayı Amerika'dan Türkiye'ye yollamak, 3 aylık faize koyup sonra geri getirmek, tüm transfer ücretlerine rağmen, Amerika'da herhangi bir klasik faiz enstrümanına yatırmaktan daha kârlı. Faiz kazançları bu kadar düşük olunca, para sahipleri ya oturup somut bir iş yapmak, ya da parayı bu tür girişimlere yatırmak zorunda kalıyor. Bizde ise bırakın faizi, taksi plakası gibi absürd enstrümanlarla parayla para kazanmak varken parayı bir işe harcamak akıllıca bir hareket olmuyor (nasıl bu kadar yüksek faiz verebildiğimiz ise Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü sananları yakın bir tarihte çok şaşırtacak ayrı bir hikaye).

Bu iki durumun oluşturduğu bir üçüncü durum daha var, o da girişimcilerin profili. Amerikan teknoloji şirketlerinin yatırımcı, kurucu ve üst düzey çalışanlarının büyük kısmı akademi ya da endüstriden gelen ve bağlarını koparmamış kişiler, zenginlik kaynakları ise hep teknolojik başarılar. Bu profilin getirdiği avantaj bu kişilerin zenginliklerini yeni girişimler için kullanma yüzdelerinin oldukça yüksek olması. Bu da gözü çalışanlarına iki saat daha fazladan mesai yaptırma, primlerini vermeme ve ar-ge harcamalarını mümkün olduğunca kısma derdinde olan feodal işadamı profiline göre büyük bir avantaj.

Türkiye'de "üniversite sanayi işbirliği" üzerine çok yazılıp çizildi. Bu konuda Tübitak gibi kurumlar kuruldu çalışmalar yapıldı. Cahit Arf'ın anılarında özellikle sanayicilerin Tübitak'a gelip şöyle teknik problemim var çözün diye istekte bulunmamalarından yakındığını hatırlıyorum. Yukardaki modeli gördükten sonra bunun niye yürümediğini anlamak kolay. Girişim o yönde çalışmıyor, yeniliği sizin yapıp müşteriye götürmeniz gerekli. Zamanla Tübitak da (özellikle son zamandaki mesela Feza Gürsey Enstitüsünün kapatılması gibi değişikliklerle) temel bilim desteğini azaltıp ürüne yönelik geliştirme yapan dolayısıyla çeşitli konularda özel sektörü de baltalayan bir yapı haline geldi. Teorik araştırmalar olmadan yapılan geliştirme yabancı ürünlerin ucuz benzerlerini yapmaktan öteye gidemiyor maalesef.

Son olarak tüm bu faktörler sağlanıp, bir başlangıç ivmesi sağlansa bile çok zamana ihtiyaç olacak, çünkü neredeyse bir yüzyılda ve sayısız başarı ve başarısızlıktan sonra edinilmiş bir kültüre sahip olmak kolay değil.

Tue, 03 Jan 2012 02:20:22 GMT http://6kere9.com/blag/2012/01/02/81
Fatih projesi üzerine http://6kere9.com/blag/2011/10/16/80

Zeki Bildirici Linux gezegenindeki bir blog yazısında, Fatih projesinden bahsedip, bu projede özgür yazılım kullanılması için mücadele etmeye bir çağrı yapmış.

Bu konudaki diğer yazılarda da ıskalanan bazı önemli noktalar gördüm. Projenin olası dört katmanı üzerine kendi düşüncelerimi açıklamaya çalışacağım.

Donanım, bu işin en alt katmanı. Akıllı tahta ve tabletlerden bahsediliyor. Bu katmanda belli bir teknoloji seçimi yapmanın yada tek tip ürün kullanmanın aptalca olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu aletler her gün gelişiyor ve giriş sistemleri (dokunmatik ekran, hareket algılama, ses tanıma, vb) ile görüntüleme sistemleri (lcd, e-ink, kıvrılabilir ekranlar, vb) sürekli devrimsel değişiklikler geçirdiği için tek bir modele yada aygıta çakılı kalıp güncelleşememek tehlikesi var.

Bu alanda üretimi yerli yapmanın bir faydası olacağına inanmıyorum. Sonuçta herkes gidip işlemciyi ve ekranı Samsung, vb den alacak. Çin kalkıp iPhone'u biz ürettik diye böbürlense kargalar bile güler, ama Türkiye'de araba montajı yapmayı bir başarı sanıyoruz. Bu çağda değerli olan şey üretim değil tasarım, onu da donanım alanında yapmak çok büyük kaynak ve zaman ve elimizde hiç olmayan bir know-how istiyor. Malesef devlet ar-ge kaynaklarını temel bilimlerden çekip, ürün üretimine yönelik ve aslında özel sektörün yürütmesi gereken alanlara aktarıyor. Fizik, kimya ve biyoloji gibi temel bilimlere yatırım yapılmayınca da mesela yeni bir ekran teknolojisi gibi bir şeyin yerli olarak ortaya çıkması imkansız.

En mantıklı yol, tek tip aygıt üzerinde standartlaşmayıp, belli özelliklere (işlem kapasitesi, ergonomi, sağlamlık, fiyat) uyan birden fazla tedarikçiyi kullanmak. Yerli üretici elbette güzel olur ama devlet enerjisini bunu bu katmanda değil de daha üst katmanlarda sağlamaya yönlendirmeli.

İşletim Sistemi, gene bu projenin önemsiz ve alt katmanlarından biri. Temel giriş çıkış işlevlerini, çoklu çalışma ve ağ iletişimi imkanlarını sağlayan herhangi bir sistem yeterli olur. Ancak tek bir üreticiye bağlı kalmamak ve en önemlisi farklı donanımlara kolayca aktarabilmek açısında mutlaka bir özgür yazılım seçilmeli.

Bu katmandaki en mantıklı seçim Linux. Özellikle gömülü sistemlerdeki yaygınlığı, kolayca özelleştirilebilmesi ve bilgi birikiminin tamamen özgür olması nedenleriyle. Teknik destek alınabilecek Tübitak gibi bir devlet kurumu da olduğu göz önüne alınırsa, Pardus projesi bir Linux dağıtımı olarak en doğru seçim gibi görünüyor.

Yazılım altyapısı işin en önemli noktası. Herhangi bir iPad benzeri aleti çocuğun eline verince iş bitmiyor. Mesela ders içeriği çocuğun elindeki alete nasıl yüklenecek, güncelleme ve düzeltmeler nasıl dağıtılacak, sınav ve ödevler, istatistiki bilgiler bu aletlerden toplanıp merkezi bir sistemde nasıl analiz edilecek, ders anlatımı sırasında aletin uygun içeriği göstermesi nasıl sağlanacak, ders ve yardımcı içerikler hocalar tarafından nasıl üretilecek, bu işlerde hangi araçlar ve formatlar kullanılacak. Bunlar küçük ölçekte bile kolay olmayan, MEB ölçeğinde ise çok zor problemler. Bir de mesela ses tanıma ve ses sentezi gibi teknolojilere Türkçe desteği verilmesi gibi büyük çaplı ve önemli işler var.

Varolan teknolojiler bu iş için elverişli değil. PDF bu aygıtların ekranlarına uygun bir format değil, Flash kapalı olması yanında yeni giriş sistemlerini desteklemiyor, öğrencilerin video dersleri izlemesini isterseniz, bu videoyu alette depolamanın ayrı problem, ağdan sunmanın ayrı problem olduğunu göreceksiniz.

İşte asıl katma değerin olduğu (çünkü dünyada kimsede böyle bir sistem yok), ve yerli imkanlarla başarabileceğimiz (çünkü yazılım için büyük mali kaynaklar ve üretim tesisleri değil, doğru vizyon ve yetenekli yazılımcılar gerekiyor yalnızca) alan burası.

Bunun yürütücüsü kim olur bilemiyorum. Devlet kurumlarında yazılım geliştirme konusunda bir birikim yok. Pardus'un sürekli kaybettiği ve yerlerine yenisini koymadığı deneyimli elemanları ve daha halen devam eden yönetim yanlışlıkları da işin bu tarafını başaramayacaklarını gösteriyor. Özel sektörden biri yaparsa devlete satamaz, yada şöyle diyelim, devlete satabilecek olan özel sektör bu işi doğru dürüst yapamayacağı gibi yapmak niyetinde de olmaz. İhaleyi zaten ucuza almış, ilk yapacakları iş kârı arttırmak için işi en ucuza yapmaya çalışmak. Malesef ar-ge ucuza getirmeye çalışarak yada şark kurnazlığı ile yapılabilecek bir iş değil.

İçerik kısmı ise MEB'in halledeceği bir iş. Burada benim katabileceğim tek fikir, klasik kitap içeriğinin bu işe uygun olmadığı. Hipermetin (HTML, vb) bile ideal çözüm değil. En güçlü içerik, mutlaka çokluortam içeren ve etkileşimli bir deney ortamı sunan bir sanal dünya olacaktır.

Bu konuda bazı üniversitelerin güzel girişimleri var. Mesela Sebastian Thrun ve Peter Norvig'in yapay zeka derslerini 24 saatte 80.000 kişi çalışmış. Derslerin anlatımları tabiki çok güzel ve ara sorular ve sınavlarla zenginleştirilmiş. Bu tür eğitim teknolojilerinin en büyük avantajı alanının en iyisi kişiler tarafından büyük emek harcanarak bir kere oluşturulacak derslerin az bir maliyetle ve coğrafi engelleri aşarak çok sayıda kişiye ulaştırılabilmesi.

Sun, 16 Oct 2011 22:30:00 GMT http://6kere9.com/blag/2011/10/16/80
robocup istanbul http://6kere9.com/blag/2010/12/16/79

Tüm dünyadan bilim insanlarının, geliştirdikleri robot futbol takımlarıyla katıldığı bir yarışma olan RoboCup 2011, Boğaziçi Üniversitesinin ev sahipliğinde 5-11 Temmuz 2011 tarihleri arasında İstanbul'da yapılacak.

Bu güzel olayın basındaki yankıları ise içler acısı. Etkinliğin ana sitesine bakıp yada düzenleme komitesine sorup bilgi almayı beceremeyen zeka özürlü basınımız nereden çıktığı belli olmayan bazı yanlış bilgiler üretmiş.

Bu yanlışların en acıklısı ise, neredeyse on yıldır bu işin içinde olup kazandıkları başarılar ve uluslararası robotik camiasındaki çalışmalarıyla bu etkinliğe ev sahipliği yapabilmememizi sağlayan bilim insanlarımızı sallamayıp, etkinliğe "İstanbul"un ev sahipliği yaptığını yazmak.

Haberde konuşulan kişiler bu durumdan hiç rahatsız olmadı mı acaba. Üniversitelerimiz şark kurnazlığını bırakıp, gerek uluslararası alanda gerek yurtiçinde birlikte ve etik kurallara uygun şekilde çalışmayı öğrenebilecekler mi göreceğiz.

Thu, 16 Dec 2010 23:52:00 GMT http://6kere9.com/blag/2010/12/16/79
cilt http://6kere9.com/blag/2010/08/23/78

Yaklaşık 12-13 sene evvel, annemin yazdığı bir kitabın bilgisayarda dizilmesine yardımcı olurken, klasik cildin bölümlerini ve isimlerini anlatan bir grafik çizmiştim. Çizim yeteneğim sıfır olduğu ve düz çizgi olmayan kısımları Amiga'nın baba programı Deluxe Paint ile piksel piksel yerleştirerek çizdiğim için bazı yamuklukları olan bir grafik oldu.

orjinal cilt grafiği

Resme dikkatli bakarsanız, bazı okların ortalanmamış olduğunu ve şemsenin sağ ve sol uçlarının hizalı olmadığını görebilirsiniz. Bu kitap Haziran 1998 de, İş Bankası Kültür Yayınları'ndan, Türk Cilt Sanatı adıyla yayımlandı.

Yıllar sonra Dr. Hasan Özönder'in Ansiklopedik Hat ve Tezhip Sanatları Deyimleri, Terimleri Sözlüğü adlı 2003 yılında yayımlanmış kitabını gördüm. Alanında ilk ve tek olduğu, tüm telifinin yazara ait olduğu iddiasındaki bu kitap ilginç şekilde bolca copy-paste içeriyordu :) Hatta tanıdık bir de grafik vardı :)

kopya cilt grafiği

Bunu çok önemsemedik. Daha sonra Dr. Abdulkadir Yılmaz'ın Türk Kitap Sanatları Tabir ve Istılahatları adlı 2004 yılında yayımlanan kitabında da gene o grafik çıkmasın mı :)

kopya cilt grafiği 2

Açıkçası bu yamuk çizimi yaratıp yaymış olmaktan rahatsızım. Modern teknolojinin imkanlarıyla (bkz: Inkscape), yamukluklarını düzeltip SVG formatında yeniden çizdim. Gelecek yazarlar buradan alıp kullanırsa bir ilerleme kaydedilmiş olur en azından :)

Mon, 23 Aug 2010 14:21:00 GMT http://6kere9.com/blag/2010/08/23/78
arsız reklam :) http://6kere9.com/blag/2010/08/12/77

iO kartımızla kolayca çeşitli hareketli prototipler yaparken motor sürücülere de sık sık işimiz düşüyordu.

kart resmi Her seferinde uğraşmak yerine, kullanışlı ve küçük bir tane ürettik. Sizin de ilginizi çekiyorsa bu sayfadan detaylı bilgi alabilirsiniz.

Thu, 12 Aug 2010 04:04:00 GMT http://6kere9.com/blag/2010/08/12/77