23 August 10, Monday @ 10:21
Yaklaşık 12-13 sene evvel, annemin yazdığı bir kitabın bilgisayarda dizilmesine yardımcı olurken, klasik cildin bölümlerini ve isimlerini anlatan bir grafik çizmiştim. Çizim yeteneğim sıfır olduğu ve düz çizgi olmayan kısımları Amiga'nın baba programı Deluxe Paint ile piksel piksel yerleştirerek çizdiğim için bazı yamuklukları olan bir grafik oldu.
Resme dikkatli bakarsanız, bazı okların ortalanmamış olduğunu ve şemsenin sağ ve sol uçlarının hizalı olmadığını görebilirsiniz. Bu kitap Haziran 1998 de, İş Bankası Kültür Yayınları'ndan, Türk Cilt Sanatı adıyla yayımlandı.
Yıllar sonra Dr. Hasan Özönder'in Ansiklopedik Hat ve Tezhip Sanatları Deyimleri, Terimleri Sözlüğü adlı 2003 yılında yayımlanmış kitabını gördüm. Alanında ilk ve tek olduğu, tüm telifinin yazara ait olduğu iddiasındaki bu kitap ilginç şekilde bolca copy-paste içeriyordu :) Hatta tanıdık bir de grafik vardı :)
Bunu çok önemsemedik. Daha sonra Dr. Abdulkadir Yılmaz'ın Türk Kitap Sanatları Tabir ve Istılahatları adlı 2004 yılında yayımlanan kitabında da gene o grafik çıkmasın mı :)
Açıkçası bu yamuk çizimi yaratıp yaymış olmaktan rahatsızım. Modern teknolojinin imkanlarıyla (bkz: Inkscape), yamukluklarını düzeltip SVG formatında yeniden çizdim. Gelecek yazarlar buradan alıp kullanırsa bir ilerleme kaydedilmiş olur en azından :)
7 comments...
12 August 10, Thursday @ 00:04
iO kartımızla kolayca çeşitli hareketli prototipler yaparken motor sürücülere de sık sık işimiz düşüyordu.
Her seferinde uğraşmak yerine, kullanışlı ve küçük bir tane ürettik. Sizin de ilginizi çekiyorsa bu sayfadan detaylı bilgi alabilirsiniz.
Be the first one to comment...
02 August 10, Monday @ 12:28
Geçen gün Pardus proje yöneticisi Erkan Tekman'dan çok yakında düzenleyecekleri bir Pardus Camia Zirvesi'ne çağıran bir davet aldım. Zirveye çağrılan diğer kişilerin listesi belirtilmemiş. Davetin samimiyetine inanmakla birlikte, aşağıya da aldığım yanıtımda belirttiğim nedenlerden ötürü katılmayacağım.
Merhaba,
Özgür Yazılım felsefesine güçlü bir adanmışlık göstermediğiniz ve bunun devam edeceğini taahhüt etmediğiniz sürece üzerinde birleşebileceğimiz ortak bir vizyonumuz olmuyor. Bu konuda tartışacak bir şey yok. Hedefleriniz farklıysa o hedefleri paylaşan başka insanlar aramalısınız.
Camiayla yaşanan sorunlar konusuna gelelim. Bu konuda hatalarınız olduğunu yazmışsınız. Bunları kabul etmeniz olumlu ve olgun bir başlangıç. Bu toplantı da iyi yönde gelişme sağlar umarım. Ancak sorunların nedeni yalnızca iletişim eksikliği değil. Ortada somut sorunlar, ve konuşarak pek de kolay değişmeyecek gibi görünen bakış açısı sorunları var. Bu noktada konuşmadan önce, gönüllülerin yıllardır şikayet ettiği somut sorunların teker teker çözüldüğünü görmeyi tercih ederim.
Bu sebeplerle toplantıya katılmayacağım.
3 comments...
11 July 10, Sunday @ 17:55
Uzun zamandır süren tatsızlıkların ardından, son çıkan bir tartışmanın sonucunda, gönüllü olarak sürdürmeye çalıştığım Pardus geliştiriciliğini tamamen bıraktım. Tartışma çok dağıldığı ve başka konulara saptığı için, bunun asıl nedenlerini buraya özet olarak not düşmek istiyorum.
Pardus ekibinin, gönüllü katkıcılara olan davranışlarından çok rahatsızım. Bu kişilerin katkısı öyle satır sayısı hesabıyla ölçülemez. Çok değerlidir. Bu katkılar olmadan da Pardus'un ölçeklenmesi ve büyümesi, ne kadar iç kaynak olursa olsun imkansızdır.
Proje yönetimi ise bu sorunu çözmek yerine daha da kötüleştirecek şekilde hareket etmektedir. Bizzat proje yöneticisi, uzlaştırıcı ve olgun olmak yerine gönüllüleri kaçıracak şekilde hareket ediyor. Gönüllülerle iletişim sorununu, gönüllüleri dahil etmeyen ve çocukça bir gizlilikle yürütülen bir planla çözmeye çalışmanın sonucunu da bu son tartışmada gördük.
En kötüsü de tüm yönetim başarısızlıklarına rağmen, hiç bir hatanın kabul edilmemesi. Proje yöneticisi; kaç gönüllü küstü gitti, kaç geliştirici hangi sebeplerle işten ayrıldı, proje süreçleri ve verim ne durumda, camianın düşünceleri nasıl, yakın ve uzun vadeli hedeflere varılabilecek mi gibi kendi sorumluluğundaki parametreler yerine, teknik ekibin başarılarını gösterip eleştirileri savmaya kalkıyor.
Son çivi ise, ekipten kişilerin, Özgür Yazılım felsefesinin bir ideoloji olduğu ve kararlarda ikinci planda kalacağı yönünde beyanları oldu.
Kendini eleştiremeyen, insanlarla bütünleşemeyen, Özgür Yazılım konusunda bilinç kaybına uğramış bir Pardus'un insanlığa herhangi bir faydası olacağına inanmıyorum.
8 comments...
14 October 09, Wednesday @ 21:56
Robotlar üzerinde çalışırken, değişik algılayıcı ve devindiricileri bilgisayar aracılığıyla kullanabilmek için elektronik arayüzlere gerek oluyor. Bu tip arayüzler ve değişik amaçlı elektronik kontrol kartlarını rahat prototipleyebilmek için uzun zamandır bir kolaylık arayışı içindeydik.
Bu amaçla kullanılabilecek hazır ürünler vardı. Ancak bizim için önemli olan gömlek cebinde taşınabilecek kadar küçük olması, bilgisayarla hızlı ve kolay biçimde programlanabilme ve iletişim kurabilme, esnek ve basit tasarım gibi özellikleri karşılamıyorlardı.
Biz de, üzerinde 8 MHz, 16 Kb kapasiteli AtMega16 mikrodenetçisi olan; küçük (6x4 cm); programlanma ve iletişimini mini USB porttan kendi başına yapılabilen bir kart geliştirip ürettik.
Artık kolayca ve zevkle, motor/servo kontrolü, çeşitli algılayıcılardan veri okuma, i2c aracılığıyla başka kartlara yada entegrelere bağlanma gibi işler yapabiliyoruz.
Siz de böyle bir kart arayışı içindeyseniz bu sayfalardan detaylı bilgi alabilirsiniz.
Be the first one to comment...
14 October 08, Tuesday @ 11:34
11 Ekim Cumartesi günü, Özgürlükİçin ekibi ile birlikte Cebit fuarında
Pardus standındaydık.
Bir süredir üstünde çalıştığımız robotumuz
İnci'yi tanıttık,
geldiği noktayı gösterdik, birkaç küçük gösterisini yaptık.
İnci, araştırma geliştirme amaçlı, omni hareket sistemine sahip bir
robot. Ayrıca üzerindeki gömülü bilgisayarında çalışan Pardus 2008 ile,
dünyada Pardus'la çalışan ilk otonom robot :)
Şehre çok uzak ve biçimsiz bir yerde yapılmasına karşın, üşenmeyip gelen
Pardus gönüllüleriyle çok keyifli vakit geçirdik.
1 comments...
14 August 08, Thursday @ 16:06
Amiga 500'de, Balance of Power adında 85 yapımı bir strateji oyunuyla
epey bir boğuşmuştum. Aradan yıllar geçtikten sonra oyunun yapım
aşamasını anlatan bir
tasarım belgesini görüp okudum. Eğer oyun tasarımıyla yada geopolitik ile en
ufak bir ilginiz varsa, mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Oyunda bir dünya haritası üzerinde, iki süper güçten birini yönetiyorduk,
ve asker göndererek, teröristlere para ve silah yardımı yaparak,
darbeleri destekleyerek, ambargolar koyarak kendi etki alanımızı
genişletmeye çalışıyorduk. Oyunun niye güncel bilgilerle yeni bir
sürümünün çıkmadığına ilişkin "bilgiler değişti ama süreçler hala
aynı" yorumu çok ilginç. Chris Crawford,
Tukyididesten bir alıntı
yapıp "Savaşı kaçınılmaz kılan, Atinanın gücünün artışı, ve bunun
Sparta'da uyandırdığı korkuydu" sözünde Atina ve Sparta'yı rahatlıkla
tarihteki herhangi bir andaki iki devletle değiştirebileceğimizi
söylüyor.
Bir diğer enteresan nokta, daha ziyade bellek sıkıntısı yüzünden oyundan
çıkarılmış olan çok kutupluluk. Oyunda yalnızca iki süper güç
karar veriyor, geri kalan devletler buna göre piyon olarak hareket
ediyor. Özellikle güncel tarihe ve etrafımıza bakınca aslında çok
daha gerçekçi olmuş bence. Neyse...
Geçenlerde firmware yüklemesi yapmak için dandik Windows istemcisine
mecbur kaldığımız bir alet vardı. Biraz ters mühendislik ile
Linux istemcisini yazıverdim. Benzer bir sorun yaşayan olursa
diye bazı tiyoları buraya yazıyorum:
İlk önce, eldeki yazılımın USB işlemlerinin bir logunu
-maalesef Windows üzerinde- almaya ihtiyacımız var.
Bu işte en iyi sonucu
sniffusb
ile aldım. Bağlantıdan 1.8 sürümünü çekip, sniffusb.exe yi çalıştırın.
Önce sürücüsünü yerleştirecek; sonra çıkan pencerede log alacağınız
donanımı seçip, Install tuşuna basın. Aleti çıkarıp geri
takın (yoksa devreye girmiyor), istemci yazılımınızı çalıştırıp bir
süre aleti kullanın. Şimdi View ile logu görebilirsiniz.
Logu analiz edebilmek için
USB spec belgesini
el altında tutun. Çok kabaca ele alırsak;
her takılan aygıtın (device) bir üretici
(vendor) ve ürün (product) değeri var. Aygıtlar
birden fazla yapılandırma (configuration) içerebiliyorlar.
Flash disk + wireless stick gibi donanımlar, üzerindeki
anahtarla yada yazılım yoluyla bu iki yapılandırmadan
birine geçebiliyor mesela. Her yapılandırma bir veya
birden fazla arayüz (interface) içeriyor. Bu arayüzler de,
mesela mikrofonlu bir webcam'in görüntü ve ses işlemlerine
karşılık gelebilir. Her arayüzün de, bir veya daha fazla
bitim noktası (endpoint) var. Bu noktalar bir nevi
soket gibi, datayı bu noktalara yolluyor ve alıyoruz.
Sıfır numaralı bitim noktası, sistemin kontrol iletişimi
için kullanılıyor. Diğer noktalar ise bulk (yavaş ve
garantili büyük boyutlu veri aktarımı), interrupt
(mouse vb gibi sürekli ve önemli küçük veriler) yada
isochronous (hızlı ve sabit bant genişlikte,
garanti istemeyen veriler) iletişim modlarında veri
aktarmak için kullanılabilmekteler. Eğer lsusb -v
komutunu verirseniz, aygıtların bütün bu bitim noktalarını
ve aktarım tipi, bant genişliği vb gibi özelliklerini
görebilirsiniz.
Bu noktada çeşitli tahminlerde bulunmak gerekiyor. Mesela
yükleyici logunda, firmware boyutundan bi parça büyük bir bulk
transferin firmware ve başlık bilgileri içerdiğini anlamak kolay.
Aynı boyda değişik içerikli iki firmware yollayınca değişen
küçük kısım, bize başlıkta bir kontrol toplamı olduğu bilgisini
veriyor. Değerlere çeşitli
endianness
hallerinde rastlamak mümkün olduğu için dikkatli olmak gerekiyor.
Buradan sonrası çeşitli işlemlerin ne loglar oluşturduğuna bakmak,
şekil tanıma yetenekleriniz ve bolca deneme yanılmaya dayanıyor.
Benzeri işler yapan açık protokollerde ne yapıldığını bilmek de
işinize yarayabilir. Hadi hayırlı ters mühendislikler :D
Be the first one to comment...
28 July 08, Monday @ 15:09
Bu aralar uğraştığım yazılımlardan biri de OpenCV. Kendisi, bilgisayarda görme (computer vision) konusunda bir çok algoritma kodunu barındıran bir kitaplık.
Pardus 2008 de
pisi it opencv
komutuyla kurabilirsiniz. Malesef Python arayüzü ile ilgili sorunlar yüzünden 2007 dağıtımında düzgün çalışmıyor.
Geçenlerde geliştirici listesinde dönen, bluetooth taşıyan kullanıcının sinyal şiddetinden ne kadar uzaklaştığını anlayıp ekranı kilitleyecek araç fikri bana ilham verdi. Şu basit panel programcığını kodladım. Çalıştırdığınızda panele yerleşiyor. Bilgisayarınızı bağlı kamerayı yüzünüze yönlendiriyorsunuz (çoğu laptopta dahili kamera bu şekilde zaten). Eğer 5 saniye boyunca bilgisayar yüzünüzü göremezse ekranı kilitliyor (panel ikonunun griye dönmesinden saymaya başladığını anlayabilirsiniz). Ayrıca birden fazla yüz varsa, derhal birinci desktop'a geçiyor, bu özelliği de patron arkadan bakınca ikinci desktop'ta oynadığınız oyunu saklamak için kullanabilirsiniz :D
Programcık çok cilalanmış değil, bazı değerler hard-coded vb. Fakat KDE, OpenCV ve Python aracılığıyla bir kaç sayfalık kod ile neler yapılabileceğini gösteriyor.
Ufak bir duyuru: Hareketli zeki robotlar konusunda bir gezegen açtık: Chapek9! Konuyla ilgiliyseniz bağlantıyı rss yazılımlarınıza eklemeyi unutmayın :)
Haftanın şekeri ise Johnny Cash ve Louis Armstrong playing in black&white..
Be the first one to comment...
22 July 08, Tuesday @ 22:23
Kültür bakanlığının güzel bir hizmeti var, 20 ytl karşılığında alabileceğiniz MüzeKart sayesinde bakanlığa bağlı tüm müze ve ören yerlerini bir sene boyunca bedavaya gezebiliyorsunuz. Çok sık gezmiyorsanız bile oldukça hesaplı. Bir incelemenizi tavsiye ederim.
Homoerotik safkan beyaz temalı Abercrombie & Fitch markası, delikanlı geçinen ve kültürlerin kaynaştığı Türkiye'de nasıl bu kadar moda oldu anlamış değilim. Böyle bir şey giyiyorsanız şunu bir seyredin hele :)
Be the first one to comment...
18 July 08, Friday @ 11:31
Bir bilgisayarı motor ve sensörlere bağlamanız gerekmişse, yada çok basit
olmayan kararlar verecek bir elektronik devre yapmışsanız, mikrokontrolörlere
illaki işiniz düşmüştür. Mikrokontrolör basitçe, üzerinde CPU, RAM, Flash
bellek gibi birçok bileşen içeren ve kendi başına ufak bir bilgisayar
gibi çalışabilen bir entegre devredir.
Türkiye'de çoğunlukla Microchip'in PIC serisi kullanılıyor, ama ben Atmel firmasının
AVR serisini
tercih ediyorum.
Neden derseniz, geliştirme ortamı bildiğimiz gcc! gcc'nin çalıştığı
herhangi bir platformda, normal masaüstü işlemcilere, yada gömülü ARM
işlemcilere vb nasıl kod üretiyorsak, aynı şekilde AVR için geliştirme
yapabiliyoruz.
Geliştirme ortamını paketledim ve Pardus 2007 ve 2008 depolarına girmiş durumda.
pisi it -c programming.microcontroller
komutuyla kolayca
kurabilirsiniz. Derleme ortamı
binutils-avr,
gcc-avr
ve
avr-libc paketlerinden oluşuyor. Derlediğiniz dosyaları
avrdude aracıyla entegrenize yükleyebilirsiniz.
Yükleme bağlantısı için internetten STK500 gibi bir kit satın alabilir, ya da
ucuz ve rahat temin edilebilecek bir çözüm isterseniz Altaş yayıncılığın
USB programlayıcı
kartını kullanabilirsiniz.
AVR işlemcilerin çoğu modelini Karaköy'de bulabilirsiniz. Fiyatları
oldukça ucuz ve dahili osilatörleri olduğu için, nerdeyse iki bacağını
akıma bağlayan basit bir devreyle çalıştırabiliyorsunuz. Model seçerken
dikkatli olun, mesela 3
PWM
çıkışı var diyebilir, ama o pinler aynı zamanda programlama girişi yada
RS232 gibi başka bir üniteyle ortak çıkabilir, teknik PDF dosyasını
indirip pinlerin görevlerini kontrol etmekte yarar var.
Blogu uzatmamak için burada kesiyorum, ilerde yazılım araçlarının
kullanımı ile devam ederiz.
Nota tanıma programı
ise sevgili Löker'in katkısıyla ölçeklenebilen SVG bir arayüze kavuştu.
Qt4'ün QGraphicsScene sınıfına da ayrıca teşekkür ediyoruz.
1 comments...
03 July 08, Thursday @ 12:26
Harmonika öğrenirken ilk çıkan zorluk notaları bükebilmektir. Diatonik tabir edilen harmonikalarda her oktav için 12 notanın hepsi direk olarak bulunmaz. Mesela üçüncü delikten üflerseniz Sol (G), nefes çekerseniz Si (B) notasını çalarsınız. Nefes çekerken ağzınız içindeki hava akışını değiştirmeyi başarırsanız, notayı aşağı çekeceğiniz her yarım adım için sırasıyla Si bemol (Bb), La (A), La bemol (Ab) şeklinde Si'den Sol notasına doğru ses titreşimini indirebilirsiniz.
Bu hava akışını değiştirmek yazıldığı kadar kolay öğrenilen bir şey değil tabi. İşte bu tekniği çalışırken çok işe yarayan Bendometer adlı bir program vardı. Mikrofona çaldığınız sesten harmonika üzerinde hangi notayı çaldığınızı ve ne kadar bükebildiğinizi gösteriyor. Ağzınızla sesin frekansıyla istediğiniz gibi oynayabileceğiniz için (perdesiz gitar vb gibi düşünün) bu notaları tam frekansında çalabilmek önemli.
Faydalı olduğu için parasını ödeyip register da olmuştum. Ancak aylarca yanıt gelmedi, şimdi de yıllık abonelikli ve yüksek ücretli bir hale gelmiş. Ben de bari oturup yazayım işimi görecek bir şey dedim.
Python ve Qt4 ile hızlı bir prototip çıkardım, işte buradan erişebilirsiniz. Sesten notayı çözmek oldukça zor bir problemmiş, bunun için şimdilik Aubio adlı python kitaplığından faydalanıyorum, daha iyi bir algoritma hazırlayana kadar. Programı denemek için onu da çekip kurmanız gerekli.
Şimdilik çok basit halde, bazı şeyler hardcoded falan, ama keyifli bir şekilde gelişeceğini umuyorum. Belki ilgisini çeken olur diye de yazdım buraya :)
Be the first one to comment...
24 June 08, Tuesday @ 16:21
Geçen hafta sonu yapıldı. Ben de cuma günü özgür robotik yazılımları üzerine bir sunum verdim. Konferansın ardından Linux Kullanıcıları Derneği genel kurulu da yapıldı. Yönetim kuruluna yeni seçilen ekibe başarılar diliyorum. Umarım derneği yeniden idari işleri hızlı işleyen ve özgür yazılım camiasını bir araya getiren eğlenceli bir çatı haline getirmeyi başarırlar.
Nice zamandır düşündüğüm, bilgisayar bilimleriyle ilgili güzel kitapların listesini nihayet toparladım. Daha eklenecek şeyler var, ama iyi bir başlangıç sağlıyor meraklısına.
Be the first one to comment...
23 May 08, Friday @ 12:26
Günlük yazılımımı Zangetsu ile değiştirdim, böylece etiket ve yorum desteği de olacak artık. Daha sık günlük yazmamı sağlayacağını da umuyorum bu değişikliğin :)
Bir program üç satır da olsa eninde sonunda maintain edileceği gün gelecektir diye bir laf vardır. Piside inşa sırasında sisteme taşmaları önlemek için kullandığımız catbox modülü için de bu hafta bakım sırası geldi :)
Bu modül bir türlü doğru dürüst çalışmamıştı ve belirsiz bir şekilde bilmediği bir süreçten (process) gelen sinyallerle karışıyordu. Sorun şuymuş, bir programın sistem çağrılarını takip için kullanılan ptrace() çağrısının PTRACE_O_TRACEFORK diye bir seçeneği var. Takip ettiğiniz süreç fork ettiğinde, size buna dair bir sinyal ve yeni sürecin PID değeri geliyor, o süreç ise SIGSTOP ile hayata başlıyor ve çalışmak için sizin kontrolü ele almanızı bekliyor. Böylece takip ettiğiniz süreçler fork ederek sizden kaçamıyorlar.
Şu kodda decide_event() içinde görebileceğiniz gibi, oldukça karışık olan sinyal takibi sırasında, yeni sürecin çok hızlı açılıp SIGSTOP sinyalini ebeveyninin PTRACE_EVENT_FORK sinyalinden önce yollayabilmesi mümkünmüş. Bu durumu da dikkate alınca sorun düzeldi. Bu tür "race condition" tabir ettiğimiz zamanlama sorunlarını yakalamak ve incelemek çok zor oluyor. Burada şu anki halinden daha karışık olan core_trace_loop() u parçalara ayırıp basitleştirdikçe bazı ipuçları ortaya çıktı, sonra da bir kaç basit testle problemi yakalamak mümkün oldu. Hatanın nedenini bir türlü bulamıyorsanız, kodu yeniden yapılandırmayı deneyin yani :)
Bütün bu mambo cambo basitçe, son kullanıcıların eline daha iyi denetlenmiş dolayısıyla daha kaliteli paketlerin geçeceği anlamına geliyor.
Günün bilimsel eğlencesi ise "Kıllı top teoremi" :D
İlk aklınıza gelen şey değil tahminen. Bir bilardo topunun üstündeki saçları tarayamazsınız şeklinde eğlenceli bir izahından dolayı bu ismi vermişler. Bir küre etrafındaki vektör alanın en az bir noktasının sıfır değerinde olduğunu söylüyor. Mesela rüzgarı dünya etrafında böyle bir vektör alan kabul edersek, herhangi bir anda dünyanın bir yerinde mutlaka bir siklon olduğu gibi enteresan sonuçları var.
Be the first one to comment...
13 February 08, Wednesday @ 22:54
Şömbik resimdeki nesnelerden hangisidir? (yanıt için resme tıklayın)
Gömülü sistem yada sessiz bilgisayar için anakart arayışlarındaysanız, size
EPIA CN serisini önerebilirim. Ucuz ve etkili. Pardus ise "standart ekran modu" seçeneği ile sorunsuz kuruluyor :D
Sahte Rakı var bir de, hem de Yavuz Çetin'den. Tadından yenmez.
Be the first one to comment...
23 October 07, Tuesday @ 01:50
"Plan yada Pilav değil, Pilon istiyoruz."
- Eski bir Protoss atasözü
Serbülent'in
Hayali Yazılımcılar ve Faik'in
Yurdum ArGesi yazılarını bir arada ele almak lazım. Neden şirketler ar-ge yapmaz, ve neden şirketleri buna özendirme girişimleri hep vergi indirimi ve karşılıksız para verme basitliğinde kalır.
Ya da önce dünyada neler oluyor ona bakalım. Üç gün sonra Kaliforniya'daki eski bir hava üssünde
DARPA Urban Challenge yarı finalleri yapılacak. Birinciye 2 milyon $ ödüllü bu yarışmada amaç, normal bir şehir ortamında tüm trafik kurallarına uyarak, ve yoldaki diğer araçlarla çarpışmadan, 60 millik bir parkurda belirtilen noktalara gidecek, otonom bir araba yapmak.
Şehir ortamı ve trafik bu sene eklenen kurallar. Çölde yapılan ve hiç bir arabanın tamamlayamadığı 2004 yarışı ve beş arabanın tamamladığı 2005 yarışından sonra, yeni bir mücadele sunuyor. Yarı finale kalan takımlar arasında Austin, Caltech, Stanford, MIT, Princeton gibi bir dizi üniversite ile çeşitli öğrenci grupları da göze çarpıyor.
Her iyi Civilization oyuncusu bilir ki, hangi teknolojiyi araştırmayı seçeceğiniz uygarlığınızın batması veya çıkmasını belirler. Genişleyebileceğiniz karasal alan bittiğinde elinizde denizcilik bilgileri yoksa, barutu keşfetmiş bile olsanız, tıkanmaya başlamışsınız demektir.
DARPA bu yarışmaları belki 20 yıl sonrasının otonom savaş araçları vizyonuna ulaşmak için finanse ediyor.
Bu örneği bırakıp genele bakarsak, Ar-Ge güdüm projelerinde benim gördüğüm dört ortak nokta var. 1) İleri bir zamana yönelik bir vizyon ve buna giden iyi planlanmış adımlar, 2) Firmalara rastgele destek vermeye çalışmak değil, onların üretecekleri şeylere talip olarak arz-talep dengesiyle yapılan destek, 3) Özellikle üniversite ve öğrencileri üretime ve girişimciliğe çekmek, 4) Mali gücüyle para kazanan seri üretim firmalarından ziyade (ki maalesef yazılım firmalarının inanılmayacak bir çoğunluğu aslında bu grupta), yeni bilimsel gelişmeler sağlayan ve bunları üretime de taşıyabilen firmaları özendirmek.
Her ufkun ötesini görmeye çalışanın cebinde 3.2 milyar $ bütçe olmayabilir, ama önünü görebilmek için de para gerekmiyor.
Be the first one to comment...